Sanatımızın Hatıra Defteri

SANATIMIZIM HATIRA DEFTERİ

Bu muazzam hızlı ekran trafiğinde, internet çağında, zamansız kaldığımız günümüzde okuyucu ve seyirciyi, televizyon kutusunun başında ya da sayfaların orta yerinde sıkmaya hiç niyetimiz yoktu.. Bu yüzden, yine, kısa kısa, öykü tadında, rengarenk sanat hatıraları anlatmak istedik..  6-7 dakikalık  sanat olayları.. Kim ya da kimlere ilişkin olmasından çok, içeriği zengin, finalinde de şaşırtan, gülümseten, şoke eden, garipsenen, zaman tünelinden çıkıveren, alkışlatan, keyifli ama tuhaf- garip öyküler..

Ben, başından itibaren ve şakayla karışık kendimce şöyle bir alt başlık kurdum kafamda sürekli..İçinden Kültür- Sanat Geçen Hatıralar…Lirik, epik, senfonik, klasik, hijyenik, fotojenik, didaktik az biraz da antimedyatik hatıralar!

Doğrusu, gazetecilikte 30 yıl, “Bir Yudum İnsan” kitabında 20 yıl, “Bir Yudum İnsan belgesellerinde de 15 yılı devirivermiştim..Yani, onca hatıra vardı ki kafamda.. Ve hani derler ya, onca hatıra bizden ki.. Satır arasında, film kareleri içinde kaynayıp giden yüzlerce yaşanmış olay..

Bir Yudum İnsan belgesellerine Çetin Altan’la başlamıştık.. Üstad, hem kitabında hem de ekran versiyonunda muhteşem sözler etmişti..Demişti ki “Bu ülkenin kuytu labirentlerinde milyonlarca insan kendi öyküsünü dokuya dokuya geçip giderler.” Hiç aklımdan çıkmadı, çıkmayacaktı bu sözler..

Çetin Ağabey de kendi öyküsünü dokuya dokuya geçip giden “iyi bir insan, iyi bir kalem adamı, çok iyi bir sanat adamı”ydı elbette.. Çok badireler atlatmış, piranhanalara atılmış,  yenilmemiş, zafer kazanmıştı hep..

Çocukken de ergenken de gençliğinde de büyüdüğünde de yaşını başını aldığında da hep yazmış hep yazmıştı.. Piyes de yazmıştı köşe de, fıkra da yazmıştı makale de, deneme de yazmıştı roman da, hikaye de yazmıştı öykü de.. Şiir de yazmıştı çocuklara masal da.. Alfabe de yazmıştı mektup da..

Yargılandığı davalarda “kökten hukukçu” biri olarak savunmasını dahi kaleme almıştı. Bu arada “soru önergesi” de karalamış uzatıvermişti meclis kürsüsüne..! Evet evet.. 1968 yılıydı, milletvekiliydi, meclis kürsüsünden “Nazım Vatan Şairidir” demişti de sonunda olan olmuş, güya “vatanseverler” linç etmeye kalkmıştı.. Dönemin “Başbakan”ının müstehzi  ve onay verici gülümsemeleri arasında, onlarca iktidar milletvekili sille tokat, kabzayla, yumrukla girişivermişti Çetin Altan’a.. Benzi, eti, bitiverdi, bir gözünü kaybetti Çetin Altan o hunharca linç girişimi sırasında.. Ardından hapse attılar, sonra da güya “af”fettiler, bu kez günlük gazete ve dergilerde yazı yazdırmadılar..

Ama o durmadı, kitaptan uzattı kafasını! Tiyatro, deneme, hatta mizah yazmaya devam etti..

Aradan tam  45 yıl geçti de bu kez bir başka Başbakan’ın elinden onur ödülü alacaktı Çetin Ağabey.... Hemen söylemem gerek, Altan, ödül konuşması yapmak için mikrofonun başına gelip de ayrıldığı ana kadar da Başbakan,  Altan’ın ardında, önünü ilikleyerek beklemişti; Çetin Ağabey, konuşmasında “bir sanat eseri”nin bin yıla kalabileceğini vurgulamıştı sık sık, kendisinden hiç söz etmeden… Bir yazı adamı ancak bu kadar büyürdü..

2012’nin Aralık başıydı, aramak istedim Üstad’ı.. Telefon ahizesinin diğer ucundaki Çetin Altan,  hoş beşten sonra “yarın yayınlanacak yazımı kontrolden geçiriyorum” diyordu yine.. 16 yaşında kurulup da 70 yıldır hiç kalkmadığı pancar motoru “ndan, yani daktilosundan çıkan son yazısından söz ediyordu.. Evet, o daktilodan çıkan satırlar, eserler tabii ki bin yıla kalacaktı!..

Ama gözüne, etine musallat edenler, Çetin Ağabey’in deyimiyle “Lanetliler Bahçesi”ndeydi çoktaaan..

Çünkü, sanat insanlarını mahkum edenleri, yasalarla onları sansürleyenleri, hedef gösterenleri bir “bahçe”de düşlemişti de üstad şöyle demişti.  “Bu isimler için birer plaket yapılsa da sergilense…Böylece kuşaktan kuşağa milyonlar kim hangi yazarı ya da sanat adamını ‘acı’ çekmeye mahkum etti öğrense!” derdi..

Sözün özü o ki  Türkiye’nin sanat hatıralarına şöyle bir yakın plan yapıldığında “Çetin Altan örneği”ndeki gibi bizi yumruk yemiş bir halde bırakan birbirinden etkili ve çarpıcı öyküler vardı, hem de çokça..

İşte biz, adı bilinen ya da bilinmeyen pek çok sanat insanı ve olayı üzerinden kimi tuhaflıkları ya da gariplikleri ülkenin kısmen değişimini de dile getirerek anlatmak istiyorduk..

Kâğıt üstünde hazırlandık aylarca… Garip öyküler bir bir önümüze geldikçe, hafızalar tazelenip hatırlanınca, bildiğimizi sandığımız bir öykünün “fikri takip”usülünce devamını getirince, yıllar arasında bağlantılar kurup kendi içinde “minik bir film” konusu elde ettikçe iştahımız kabardı; devam dedik..

“Ne çok öykü saklıymış” diye bolluktan(!)  şikayet eder gibi olduğumuz bir anda da “tamam, yola çıkabiliriz artık” deyip hazırlıklara giriştik..

 Yazmaya hazır yüze yakın “sağlam hatıra”yla baş başaydık… Anlatmaya doyamayacağımız, anlatmaya can attığımız, ya da dinlemeye doyulamayacak, paylaşmadan durulamayacak hatıralarla!

Belgeselde yer alan kısa öyküleri Cihan Ünal üstadımın, kadife sesiyle dinleyip izleyeceksiniz...  Sadece ses değil Türkçe vurgunun da hakkını vererek, bir de bize ders vererek  “bahar ayini”ne dönüştürdü belgeseli.. Bir başka üstadım Haluk Bilginer de “denemeler”imizi sanatın tüm dallarına ilişkin içimizden geçenleri dillendirdi, kendine has mükemmel yorumuyla.

Can Atilla, daha ne olsun hem “can” bir arkadaş hem de soyadı gibi bence müziğin imparator ve dahilerinden..  Atilla’nın müziği bu dünyanın kuytu labirentlerinde, müzikten iyi anlayan kulaklar tarafından dinlendikçe,  o, Ankara’daki mütevazı stüdyosunda bir başka bestenin peşine çoktan düşmüştür bile.

Artık bir “dünya çizeri” olan Kutlukhan Perker, The New York Times ve Washington Post’a çizdiği  haftalık karikatürlerinin iki arasında bir deresinde yüzlerce desen-illistürasyon harikası yarattı..  Dayanamadım, kitabın bir yerinde “sanat hatıraları”na ekledim başına konan talih kuşunu, meslek yaşamından ilginç bir öyküyü.... Sürpriz!

Veeee.. Kısa filmler… Her biri  “gönül yoldaşı” olan aktör ve aktristlere teşekkürlerimle başlamak istiyorum... Evet, kitabın son sayfalarında bir başka harika ekibin isimlerini tek tek okuyup, belgeselde de mucize”lerine tanık olacaksınız..  “Kısa film ekibi” tabii ki..

Yüzyıl boyunca birer hizmetli gibi eser üretmiş geçmişin  “sanat değerleri”ni selamlamak için, “bir bakış” için, 10 saniyelik görüntüler için küçük çapta bir set hazırlayalım dedik. Dev bir sete dönüştü! Her bir oyuncu ortalama üç-dört dakika “sahne gösterisi” yaptı, hazırlanmadan hem de, doğaçlama..

Beni kırmayıp ikiletmedikleri için, maharetleri için, şu satırların yazarını bir kez daha “şanslı adam” yaptıkları için sağolsunlar varolsunlar diyorum onlara..

Her biri kendi işinde sihirbaz olan dostlarım Derya, Gökhan, Ayla, Esra, kendileri gibi “birçok iyi adam”la toplamda 70 dakikalık “24 adet kısa film”in temel direği oldular… Hem de altı gün gibi kısa bir zamanda;

Bir set ortamı düşünün..Tarık Ağabey hazırlanırken, Beyazıt gelirken, Candan giderken, Demet, makyajdayken,  Erkan Can havayı yumuşatırken Osman Abi oyununa yetişirken, Halil Ağabey sükut ederken, Rasim döktürürken. Menderes gülümsetirken, Güven kendi filmine geç kalırken, Serra hayallere dalarken, Meltem repliğini ezber ederken, Oktay türkü söylerken, Orhan katkı yaparken, Hakan Pavorotti’nin havasına kapılırken, Mustafa Ağabey hapishane arkadaşını hissederken, Hüseyin Avni rol aldığı son dizisine “zaman geçmeden” koşacakken, Nefise ve Ayşe röpörtajlarına hazırlanırken, Ayberk Ağabey ve Tuğba, 40’lı yıllara bürünmüşken… Mahir de , bir yurtdışı seyahatinden ayağının tozuyla gelirken.. Sihirbaz dostlarım dostlarım da şapkadan tavşan çıkardı sahiden… Makyajlar harikaydı, kostüm dekorlar yerindeydi, görüntüler sinema tadındaydı..

Tabii ki bu kısa filmler, belgesel öykülerle birleşince ellişer dakikadan toplam 16 bölümlük “Sanatımızın Hatıra Defteri” ekranlardaydı... CNNTÜRK’teydi.

 

Oyuncular ve Rolleri:

  • Tarık Akan – Attila İlhan

  • Candan Erçetin – Leyla Gencer

  • Halil Ergün – Fikret Mualla

  • Demet Akbağ – Müzeyyen Senar

  • Güven Kıraç – Aziz Nesin

  • Beyazıt Öztürk – Abdülhak Hamit Tarhan

  • Osman Gidişoğlu – Yahya Kemal Beyatlı

  • Meltem Cumbul – Cahide Sonku

  • Orhan Alkaya – Can Yücel

  • Erkan Can – Neyzen Tevfik

  • Mahir Günşiray – Orhan Kemal

  • Bülent Fil – Ruhi Su

  • Rasim Öztekin – Ahmed Arif

  • Ayberk Atilla – İsmet İnönü

  • Menderes Samancılar – Cevat Şakir

  • Serra Yılmaz – Fatma Aliye

  • Hüseyin Avni Danyal – Münir Nurettin Selçuk

  • Hakan Aysev – Pavarotti

  • Oktay Kaynarca – Aşık Nesimi

  • Mustafa Alabora – Yılmaz Güney

  • Nefise Karatay – Melek Kobra

  • Ayşe Arman – Denizkızı Eftelya

  • Tuba Ünsal – Lüsyen

  • Sarp Apak – Sadri Alışık